Binbaşı Ege Karaca, savaşın başlayacağı sabah uyandığında ilk fark ettiği şey telefonunun titreşimi değil, sessizlikti. Balıkesir'deki lojmanın penceresi yarı açıktı. Eylül serinliği perdeyi belli belirsiz oynatıyordu. Normalde bu saatte çevre yolundan kamyonların sesi gelir; alt kattaki komşunun çocuğu servise hazırlanır, apartmanın önünde bir motor çalışır, birkaç sokak öteden ilk minibüs geçerdi. Hiçbiri yoktu. Telefon yeniden titredi. 05.12. Ekranda yalnızca iki kelime vardı. ÜS ÇAĞRISI. Altında: Seviye 2. Ege yataktan kalktı. Mesajı ikinci kez okumadı. Üniforması sandalyenin arkasındaydı. Akşam eve geldiğinde çıkarmaya üşendiği kemeri koltuğun üzerinde bırakmıştı. Çoraplarından birini yatağın altında buldu. Mutfaktan su aldı. Kahve yapmayı düşündü, sonra vazgeçti. Telefon yine titredi. Bu kez annesiydi. Haberleri gördün mü? Cevap yazmadı. Televizyonu açtı, sesini kıstı. Ekranın altında kırmızı şerit dönüyordu. DOĞU AKDENİZ'DE YENİ GERİLİM Sunucu konuşurken arkasındaki haritada Türkiye'nin güneybatısı, Rodos, Meis ve Kıbrıs görünüyordu. Haritanın üzerine çizilen renkli alanlar birbirinin içine giriyor, denizin üzerinde kırmızı ve mavi sınırlar oluşuyordu. Ege birkaç saniye baktı. Haritaların televizyonda bu kadar temiz görünmesine hiçbir zaman alışamamıştı. Gerçekte bir çizginin bittiği yerde başka bir çizgi başlamıyordu. Deniz aynı denizdi.
❦Okuma örneğinin sonu