Zeynep Aras, doksan altıncı kata çıktığında ilk baktığı şey manzara olmadı. Asansörün kapısı açılır açılmaz tavana, sonra zemine, en son salonu çevreleyen camların birleşim yerlerine baktı: hareket derzlerinin gölgeleri, taşıyıcı olmayan bölmelerin kolonlardan ayrıldığı ince çizgiler, ahşap kaplamanın içinde kaybolan sprinkler başlıkları. Yıllardır herhangi bir binaya girdiğinde yaptığı buydu. İnsanlar bir mekâna girerdi; Zeynep önce yapının neyi sakladığını anlamaya çalışırdı. Bunun meslek alışkanlığı olduğunu söylerdi. Efe, evliliklerinin son yıllarında başka bir ad koymuştu: her şeyi kontrol etme ihtiyacı. Asansörün arkasındaki ekran davetlileri altın renkli harflerle karşılıyordu: KORAL TOWER — AÇILIŞ GECESİ. Ekranın altında binanın stilize edilmiş kesiti, gökyüzüne saplanmış ince bir iğne gibi yükseliyordu. Bodrum kısmı özellikle küçük çizilmişti. Zeynep gözünün yine oraya gitmesine kızdı. Sekiz yıldır aynı şeyi yapıyordu; bir çizginin nerede kalınlaştığına, hangi katın görselde küçültüldüğüne, hangi kelimenin rapordan çıkarıldığına bakıyordu. Daveti kabul etmemeliydi. Bunu öğleden beri kaç kez düşündüğünü saymamıştı. Yine de gelmişti; gelmemek de bir tür cevap olacaktı ve Zeynep artık hayatını başkalarının onun adına kurduğu cümlelere göre yaşamadığını kendine göstermek istiyordu. Salonda hafif caz çalıyordu. Müziğin sesi, insanların konuşmalarının üstüne çıkmayacak kadar dikkatli ayarlanmıştı.
❦Okuma örneğinin sonu