Kutunun üzerinde bir ad yoktu; siyah keçeli kalemle yazılmış iki harf, bir eğik çizgi ve dört rakam vardı ve o sabah laboratuvara getirilen diğer kutuların arasında, dışarıdan bakıldığında, onu ötekilerden ayıran hiçbir şey görünmüyordu. Metal raftaki numaraların her biri başka bir kazıyı, başka bir toprağı, başka bir teslim tutanağını gösteriyor, odanın içindeki düzen, insanın kendisine yakıştıramadığı bir felaketin ancak düzenli çalışmayla anlaşılabileceğini hatırlatıyordu. Antropolog, kapağı açmadan önce dosyayı bir kez daha kontrol etti; kazı tarihi, mezar kodu, torba numaraları, laboratuvar kayıtları. Yanlış bir etiketi doğru bir kemikle eşleştirmek yalnız teknik hata olmayacaktı. Burada çalışan herkes, bir annenin yıllardır beklediği kapının bazen tek bir rakama bağlı olduğunu biliyordu. Kapağın altında tam bir beden yoktu. Birkaç uzun kemik, küçük parçalar ve daha önce ayrılmış örnekler vardı; insan gözü, alışık olmadığı bir şey karşısında bütünü arıyor, fakat masa üzerindeki parçalar bütüne hemen izin vermiyordu. Antropolog ölçüleri aldı, eklem yüzlerine baktı, daha önce tutulmuş notları yeni gözle karşılaştırdı. Bu işin en zor yanı, yıllar sonra bile acele etmemekti. Çünkü aileler acele ediyordu. Anneler, eşler, kardeşler yıllardır bir cevabı bekliyordu. Fakat bilim acele ederse yanlış isim verir; yanlış isim, kaybı sonlandırmak yerine başka bir aileye taşırdı.
❦Okuma örneğinin sonu