İdil, kardeşinin gelmeyeceğini saat on biri on üç geçe anladı. O ana kadar Kutay’ın gecikmesini açıklamak için zihninde yeterince sebep üretmişti. Sabah trafiğine kalmış olabilir, telefonunun şarjı bitmiş ya da son anda bir yere uğrayıp haber vermeyi unutmuş olabilirdi. Otuz bir yaşındaki bir adam için fazla koruyucu açıklamalardı bunlar ama ailede en küçük olmak, insanın yaşından bağımsız bir ayrıcalıktı. Diğerleri onun ihmallerini hâlâ onun adına açıklamaya alışkındı. Dördüncü arama da doğrudan kapalı anonsuna düşünce telefonu dizinin üzerine bıraktı. Karşısında Teoman sağ ayağını durmadan sallıyordu. Elli iki yaşında, iki çocuk babası, yüzü aşkın çalışanı olan bir şirketin yöneticisiydi; yine de sinirlendiğinde babaları gibi önce sağ kaşı yükselir, ardından çenesi sertleşirdi. Eray ise hastaneden gelen mesajları cevaplıyor, konuşmaların yarısında odada olup diğer yarısında çoktan ameliyathaneye dönmüş gibi görünüyordu. Tapu müdürlüğünün bekleme salonunda dört sandalye ayırmışlardı. Yalnız biri boştu. — Bir daha ara, dedi Teoman. — Dört kere aradım. — Beşincide açabilir. İdil telefonu elinde çevirdi. Elektronik ekranda sıra numaraları değişiyor, yaşlı bir çift ellerindeki şeffaf dosyayı üçüncü kez kontrol ediyor, birkaç koltuk ileride bir çocuk su sebilinin musluğuyla oynuyordu. Kalorifer henüz yanmıyordu ama içeride sabah güneşinin camdan topladığı ağır bir sıcaklık vardı.
❦Okuma örneğinin sonu