Berk gözlerini açtığında odada kendisine ait hiçbir şey yoktu. Bunu önce tavandan anladı. Beyazdı. Lekesiz sayılmazdı; sağ köşede, floresan lambanın hemen yanında, ince bir çatlak vardı. Çatlak ikiye ayrılıyor, sonra boya altında kayboluyordu. Berk birkaç saniye onu izledi. Nerede olduğunu düşünmeden, neden orada yattığını merak etmeden. Tavandaki çatlağın daha önemli olduğu kısa bir aralık vardı. Sonra ağrı geldi. Başının sağ tarafında, kulağının biraz üzerinde başlayan donuk bir basınç. Ağrıdan çok ağırlığa benziyordu. Sanki kafatasının içine küçük, soğuk bir metal parçası bırakılmıştı. Elini kaldırmak istedi. Kolu yarı yolda kaldı. Serum hortumu hafifçe gerildi. Başını çevirdiğinde pencereyi gördü. Perde yarıya kadar açıktı. Dışarıda yağmur yağmış olmalıydı; camın üzerinde aşağı doğru uzayan su izleri vardı. Karşı binanın gri cephesi, klimanın dış ünitesi, bir balkon korkuluğuna asılmış kırmızı çocuk montu. Hastane. Bu düşünce geldiğinde kalbi hızlanmadı. Korkmadı. Yalnızca doğru kelimeyi bulmuş olmanın küçük rahatlığını hissetti. Hastane. Neden? Bulamadı. Bir şey hatırlaması gerektiğini biliyordu. İnsan hastanede uyandığında önce buraya nasıl geldiğini hatırlardı. Kaza. Bayılma. Ameliyat. Bir telefon. Bir ambulansın sireni. Hiçbiri yoktu. Bunun yerine, çok eski ve gereksiz bir görüntü çıktı karşısına.
❦Okuma örneğinin sonu